NEDEN ANTİK TUZ ?

Kirlenmeden uzak, temiz bir bölgeden geliyor
Antik Tuz’un hasat edildiği tuzlamız 1900 metre yükseklikte ve en yakın yerleşim yerine kilometrelerce uzak olan konumu sayesinde çevresel kirliliğin etkilerinden korunmuş durumda.

Kışların soğuk ve karlı geçtiği bölgede, zorlu yaşam şartlarına bağlı olarak insan yerleşiminin az olmasının başka bir nedeni de bölgede yaşanmış zorunlu göçler. Antik Tuz’un hasat edildiği tuzlamızın, yerleşim yerlerine uzak olması, bölgenin insan kaynaklı kirlenmeye maruz kalmamasına olanak sağlıyor ve temiz bir tuz üretmemizi mümkün kılıyor. 

Geleneksel yöntemlere uygun olarak elle hasat ediliyor

Bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak sadece yazın  üç ay boyunca üretimi yapılan Antik Tuz hasat edilirken hiçbir iş makinesi kullanılmıyor. Kaynağından yeryüzüne çıkan tuzlu suyun, sadece güneş ve rüzgarın etkisiyle buharlaşması sonucu oluşan tuz kristalleri, insan eliyle toplanarak çuvallara dolduruluyor. Aslında doğanın kendisinin bütün işi yaptığı bu geleneksel üretim şeklini koruyarak Antik Tuz’un doğallığını ve temizliğini de korumuş oluyoruz.


Üretiminde ekolojik denge gözetiliyor

Makineleşmenin yaratacağı kirliliğin, tuzumuzun da kirlenmesine yol açacak olmasının yanı sıra bu yöntemi tercih etmemizin başka bir nedeni daha var. Tuzlamız, yüzyıllardır bu coğrafyanın insanlarına tuz sağlıyor. Doğanın bizlere sunmuş olduğu bu kaynaktan gelecek nesillerin de yararlanabilmesi en büyük temennimiz. Antik Tuz olarak bu yüzden insan emeğine dayalı, geleneksel üretim modelimizi sürdürerek doğada mümkün olduğunca az ayak izimizi bırakmaya ve ekolojik dengeye zarar vermemeye özen gösteriyoruz. 

Kimyasal katkı maddesi içermiyor

Doğal tuz kristalinin çok büyük bir kısmı sodyum klorür, geri kalan kısmı ise birçok farklı mineralden oluşur. Dünyada yaygın olarak kullanılan tuzlar ise rafine edilmiş tuzlardır ve rafine işlemi sırasında sağlık açısından zararlı, alüminyum, flor, klor yanı sıra topaklanmaya karşı ve beyazlatma için kullanılan kimyasal katkı maddeleriyle bu tuzlar, toksik etkilere sahip bir hale dönüşüyor. Bu aşamalardan geçen tuzlar, birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. 

Antik Tuz, rafine işlemi uygulanmayan doğal bir tuz olduğu için bünyesinde zararlı kimyasallar barındırmıyor. 

Mineral yönünden zengin

Rafine edilirken çok yüksek ısıyla işlem gören tuzların, mineral değerleri yok oluyor, geriye sadece sodyum klorür kalıyor. Antik Tuz, yukarıdaki işlemlerden geçmediği için; çeşitli mineralleri de içinde barındırıyor. Yapılan laboratuvar analizine göre Antik Tuz’un içinde barındırdığı minerallerden bazıları; potasyum, magnezyum, sodyum, demir, kalsiyum ve fosfor.

 

Doğal olarak beyaz renkli

Tuzun büyük kısmını oluşturan sodyum klorür, tuza saydama yakın beyaz rengini verir. Bir işlemden geçmeden doğal olarak farklı renklere sahip tuzların rengini veren şey ise tuzun içindeki diğer bileşenlerin yoğunluğudur.

Aslında tuzun en saf ve doğal hali olan beyaz renge, hiçbir beyazlatma işlemi uygulanmadan sahip olması, Antik Tuz’un öne çıkan özelliklerinden birisi.

Ve lezzetli…

Damak tadı, kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu nedenle kimse lezzet konusunda kesin bir yargı belirtemez. Ancak Antik Tuz’u mutfağında kullananların memnuniyeti bu konuda fikir verici olabilir. 

Nemlilik oranı yüksek bir tuz olduğu için et ve balık gibi ürünlerin üzerine serpildiğinde kayıp düşmez, tutunur, bunu yaparken yine nemli yapısı sayesinde et ya da balığın nemini çekerek kurutmaz. Yumuşak bir tuz olduğu için yemeklerde kolay çözünür. Daha az keskin bir tuz tadına sahip olduğu için salamuralarda kullanıldığında, salamura yapılan ürünü eritmez, daha lezzetli ve diri bir salamura ürünü ortaya çıkmasını kolaylaştırır.